Selülit ve Beslenme

Estetik kaygıların gelişmesiyle tüm zamanların en önemli sorunu (!) olarak görülen selülit aslında o kadar da korkulacak bir durum değildir. Savaşı kazanmak için düşmanı yakından tanımak gerekir, selülit; tıptaki adı hidrolipodistrofi olan, uyluğun üst kısmı, genelde dizin ve bileğin iç kısımları, kaba et ve baldırların arkası ve üst bacaklara yerleşmiş, genelde hormonal nedenlerle oluşan, bağ dokuda sıvının lokal olarak toplandığı bir dolaşım bozukluğudur. Nedenlerinden ilki hormonal durumlardır; hiper folikülin, yani kadınlarda yumurtalardan salgılanan folikül hormonunun artışıyla dokularda su tutma özelliği nedeniyle selülite zemin hazırlanır. Özellikle östrojen hormonunun artışı sebep olarak gösterilebilir. Diğer bir neden de genetiktir, yani annesinde selülit olan bir kadının selülitli oluşu şaşırtıcı değildir. Bir başka neden de dolaşım bozukluğudur. Selülit ve damar yetmezliği birbirine paralel gider. Yani selülit damar yollarında oluşur ve damarları sarar, sıkar. Bu durum kan dolaşımını daha da zorlaştırır ve varisler meydana gelir. Bu da damar yetmezliği, selülit, varis, daha ileri derecede damar yetmezliği olarak gittikçe ciddi boyutlara varır. Yağ hücrelerinin aşırı yayılmasıyla deri altı bağ dokusu etkilenerek vücut normalden daha fazla su tutmaya başlar ve kan dolaşımı zayıflar. Böylece dokulara eskisinden daha az oksijen gideceğinden dokular elastikiyetini kaybeder ve cilt yüzeyi pürüzlü bir görünüm almaya başlar. Ayrıca, kabızlık, hipotiroid, doğum kontrol hapı kullanımı, karaciğerin kötü fonksiyonu ve sinirsel düzensizlik de selülite yol açabilecek olası durumlardandır. Bunun yanında yüksek topuklar, yanlış yürüme hareketleri, kambur oturma gibi yanlış davranışların da selülit oluşumunu hızlandırması olasıdır. Çünkü bu saydıklarımız toplardamarlarda ve lenf damarlarında kanın geriye doğru akışını olumsuz yönde etkiler.

Selülit, doğuştan olan bir hastalık değildir, asıl oluşum ergenlik çağlarında başlar. Hamilelikse değişen hormon dengeleri nedeniyle selülitin sıkça rastlandığı bir durumdur. Zayıf kadınlarda da görülmesi mümkün olan selülit, kişi şişmansa kesinlikle söz konusudur. Fazla kiloların tüm vücuda yayılmasına karşın selülit, bacak, baldır, kol gibi belirli bölgelerde görülür. Menopoz döneminde de kilo fazlalığına doğru bir gidiş söz konusudur, bu duruma hormonal dengesizlik ve vücudun su tutması da eklenince selülit oluşumu izlenir. Erkeklerde selülit olmamasının en önemli nedeni onlarda farklı hormonların, özellikle de yağlı hücre oluşumunda hiçbir etkisi olmayan erkeklik hormonunun bulunmasıdır, ayrıca yağ hücreleri yerine kas hücrelerinin kadınlardan daha fazla oluşu da erkekleri daha avantajlı hale getirmektedir.
Lipoliz; yağ hücrelerinin boşluğunda depolanan yağların kimyasal olarak parçalanması ve eritilmesi, enerji olarak vücuda verilmesi olayıdır. Selülit tedavisinin asıl amacı selüliti oluşturan süreci tersine çevirmek ve yağ hücreleri düzeyinde lipolizi tekrar harekete geçirmektir. Yani, birikimi ortadan kaldırmak, lenf ve kan dolaşımını rahatlatmak, lipoliz mekanizmasını tekrar harekete geçirmektir. Bu düşünceyle selülite karşı bir çok tıbbi yöntem geliştirilmiştir; Ozon terapi, hücre oksijenlenmesini baz alarak dokusal kan dolaşımını aktive eden, Lazer terapi; Soğuk lazer, helyum neon gazı verilmesiyle burada hücreleri geçerek değişimleri hızlandırıp, o bölgede su tutulmasını engelleyen, Basınç terapisi (pressoterapi); lenfatik dolaşım ve kan dolaşımı harekete geçiren, Mezoterapi; sıvı haldeki ilaçların şırınga darbeleriyle kan toplanmalarını önlediği, Lipoelektro; uzun, çok ince iğnelerden yararlanılarak selülitli bölgedeki yağları parçalayan, LPG; aspirasyon (emme) ve dönme aksiyonlarının birlikte kullanılarak deri ve deri altı dokulara negatif basınç uygulanması prensibine dayanan bir masaj metodudur. İddia ettikleri değişimlerin kalıcı etkisinin tartışılması yanında, yanlış uygulamalar sonucu istenmeyen sonuçlar elde edilmesi, deformasyon ve sarkmalar yaşanması mümkündür, ayrıca lenf kanseri olan, vücudunda metal kalp pili, rahim ve bacak platini olan kişilerde risklidir. Yine aynı amaçla piyasaya sürülen bir çok ürün de bulunmaktadır; bu tür kremlerin doğrudan deriye girdiği ve yağ hücrelerini etkilediği belirtiliyor. Etkili maddelerin bazılarının (kafein gibi) yağ depolarını bloke ettiği, yağı ayrıştıran enzimleri harekete geçirdiği, bir kısmınınsa yağ alımını ve naklini ayarladığı söylenmektedir.

Tüm bu kanıtlanmamış ve etkinliği tartışılan yöntemlerin dışında, kesin garantili ve en ucuz tek yöntem düzenli bir beslenme ve egzersiz alışkanlığıdır. Her besin grubundan içeren, bireysel özelliklerimize göre derlenmiş yeterli ve dengeli bir diyet gerekliliği artık herkes tarafından biliniyor. Yine bilinen bir gerçek de özellikle fast food ve hazır yemeklerden olduğunca uzak durmamız gerektiği. Çünkü, doymuş yağların kullanımı, yanlış pişirme ve kızartma yöntemleri, aşırı şeker ve tuz sağlığı olumsuz etkilediği gibi selülite de yol açıyor. Bu besin ve yöntemler yağ hücrelerini arttırarak dokularda su toplanmasına neden olurken, vücudun atıklardan temizlenmesini önlüyorlar. Meyve, sebze, kepek, çavdar ürünleri ve baklagiller gibi besinlerse bir yandan dokuları atık maddelerden temizlerken, diğer yandan potasyum içerikleriyle hücrelere besleyici maddelerin naklini de çabuklaştırırlar. Portakal, muz, karpuz, avokado, havuç, şalgam, fasülye, bezelye ve patates fazla miktarda potasyum içeren besinlerdir. Selülit tedavisinde tuzu olabildiğince azaltmak gerekir. Alkoldense mümkün oldukça uzak durulmalıdır, çünkü alkol kanda yağa dönüşür ve vücutta yağ olarak depolanır. Yanlış beslenme alışkanlıklarının uzun vadede sürdürülmesiyle oluşan selülitler yerleşik hale gelerek tedavilerini çok daha zor hale getirirler. İnsanlar genelde kötü beslenme alışkanlıklarından vazgeçmeyerek, yalnızca yaz mevsimi veya özel günler öncesinde kilo vererek sağlıklı olmaya çalışırlar. Bu çabalarını gerçekleştirmek için de şok diyetlere baş vurarak kısa sürede maksimum kilo kaybını hedeflerler. İdeal kilonun korunması yerine, uygulanan bu diyetler sağlığı olumsuz etkilemenin yanında sık kilo alıp verme nedeniyle cildin sarkmasına, selülit ve çatlakların oluşmasına neden olurlar. Mutlaka bol miktarda tüketilmesi gereken tek şey ise sudur. Suyu, bilinen tüm yararlarının yanında selülitin baş düşmanı olarak nitelendirmek yanlış olmaz. Su, vücudun kaybettiği esnekliğin kazanılmasında rol oynar, sarkmaları ve vücutta su toplanmasını önleyerek selülit oluşumunu engeller. Ayrıca, yağ metabolizmasındaki göreviyle de yağın istenmeyen durumlarda depolanmadan metabolize olmasını sağlar.

Diğer bir selülit düşmanıysa egzersizdir. Dengeli bir diyet, bol su ve egzersiz üçlüsü selülit oluşumuna izin vermeyen güçlü bir kalkan gibidir. Kan dolaşımına izin verecek, yağ yakımına katkıda bulunacak egzersizler olan tempolu yürüme, yüzme ve jimnastik yapılabilecek en iyi tercihlerdir. Görüldüğü gibi selülitle baş etmede beslenme ve egzersiz kurtarıcı rol oynuyor. Diğer yöntemlerinse tek başlarına etkili olamayacakları, ancak diyet ve egzersize takviye şeklinde istenen sonuçlara ulaşılabileceği uygulayıcıları tarafından da belirtilmektedir.

Selülit ve Beslenme