Metabolik Sendrom

Metabolik sendrom, genetik ve çevresel etkenlerle oluşan, çeşitli risk faktörlerinin bir arada bulunduğu bir hastalıktır. Bu hastalıkta abdominal (karın bölgesi) obezite, insülin direnci, artan kan basıncı, iyi kolesterolde (HDL) düşme, kan yağlarında artış ve hipertansiyon gibi sorunlar söz konusudur. Bir çeşit kısır döngü diyebileceğimiz bu durum kalp ve damar hastalıkları riskini arttırır, bu riskin artışı da diğer problemleri bir üst seviyeye taşır. Metabolik sendrom, ilerleyen yaş ve vücut ağırlığıyla birlikte artan, ayrıca yapılan araştırmalara göre kadınlarda daha sık görülen bir durumdur.

Metabolik sendromun başlıca tanısı insülin direncidir. Genelde Tip 2 diyabette görülen insülin direnci, normal glukoz toleransı olan ve diyabetli olmayan bireylerde de görülebilir. Tip 2 diyabetlilerin obez olmayan ve diyabeti bulunmayan yakınlarında da insülin direncinin saptanması genetik yatkınlığın rolünü desteklemektedir. Obezite, hareketsiz bir yaşam tarzı, sigara, düşük doğum ağırlığı ve malnutrisyon da insülin direnci gelişimi ile ilişkili olabilir. Ayrıca yağ dokusu ve buradan salgılanan hormonlar, ve belirttiğimiz gibi genetik yapı ve ilerleyen yaş da risk faktörleridir. Aslına bakılırsa insülin direncinin, metabolik sendromun diğer tüm tanı kriterlerine neden olduğu düşünülebilir. Trigliserid yüksekliği, HDL kolesterol düşüklüğü, LDL oranının artışı, insülin direnci ile birlikte bulunabilir. İnsülin direncinin sempatik sinir sistemi aktivasyonunu artırması, renal sodyum tutulumunda artma ve kan basıncı yükselmesine yol açar. İnsülin direncinin endotel fonksiyonlarını da etkilemesi endotele bağımlı damar daralmasına yol açar. Polikistik over sendromu da insülin direnci ile bağlantılı bir durumdur. Glikoz düzeninin sağlanamadığı bireylerde kan glikozu normal seviyelerde tutulmaya çalışılır, zaman içinde beta hücrelerinin görevini yapamaması durumunda iskelet kası glukoz alımı azalır, serbest yağ asitleri artar, hepatik glukoz üretimi baskılanamayarak sonuçta hiperglisemi ortaya çıkar. Metabolik sendromunun temel göstergelerinden biri de obezitedir. Vücut yağ dokusu oranının fazlalığı tip 2 diyabet ve kalp hastalıkları riskini arttırır. Kalıtım faktörü, yanlış beslenme alışkanlıkları ve fiziksel aktivite azlığı obezite gelişiminde önemli rol oynar. Özellikle bel çevresi genişliği önemli bir göstergedir. Hatta araştırmalarca obeziteden ziyade abdominal obezitenin olması metabolik sendrom için yeterli kriterler arasındadır.

Metabolik sendromun tedavisi öncelikle yaşam tarzının düzenlenmesi şeklinde olmalıdır. Kişiye özel bir beslenme planının oluşturulup, düzenli bir egzersiz programıyla desteklenmesi gerekmektedir. Beslenme şeklinin düzeltilmesiyle obezite önlenebildiği gibi, yağdan kısıtlı, doymuş yağlara yer vermeyen, kompleks karbonhidratlardan zengin, sık öğünlerin uygulandığı, omega-3 yağ asitlerinden zengin, gerektiğinde tuz kısıtlamasına gidilen bir diyette kan glukozu ve kan lipitlerinin düzenlenmesiyle diyabet ve hipertrigliserideminin önlendiği, hipertansiyonun engellendiği ve böylece kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riskinin en aza indirildiği bir hayata kavuşmak zor değildir. Egzersizin de düzenli hale getirilmesi durumunda, vücut ağırlığında ve vücut yağ oranında azalma sağlanırken, HDL kolesterolde artış, LDL kolesterolde azalma gözlenir. Günlük 30 dk lık bir yürüyüşle desteklenen doğru beslenme alışkanlığı tüm bu risk faktörlerinden uzaklaşmanıza yardımcı olurken, yaşadığınız hayatı da daha sağlıklı bir hale getirecektir.

Metabolik Sendrom